“İletişim” nasıl bir şeydir?
Prof. Dr. Erkan YÜKSEL

“İletişim” nasıl bir şeydir?

Bu içerik 424 kez okundu.

“İletişim” nasıl bir şeydir?

                Bebekliğinizde söylediğiniz ilk kelimenin ne olduğunu biliyor musunuz? Anne, baba, dede, mama, su…

                Bir bebeğin söylediği ilk kelime ne kadar da değerli değil mi?

Bizim için öyle olmuştu. Kızım Melek Ece’nin ağzından çıkan ilk kelime, günlerde sohbetlerimizin konusunu oluşturmuştu.

                Sonra bütün derdi, kendi ihtiyaçlarını dile getirmek, yaşadığı sıkıntı ya da sevinçleri bize bildirmekti.

                Şimdi dört yaşını geçti ve bazen kurduğu cümleler bizi gerçekten hayrete düşünüyor. Öyle “bilmiş” şeyler söylüyor ki, bu yaşta söylediklerine inanamıyoruz.

                Melek Ece, yaşı geldiğinde ilkokula gidecek. Şimdiden sayıları öğrenmeye başladı, bazı markaları, simge ve sembolleri tanımaya başladı ama asıl “öğrenme” süreci okulda olacak.

                Eğitim sistemindeki pek çok tartışmayı bir kenara bırakmak istiyorum. Bir “iletişimci” olarak meselenin bu yönüne odaklanmak istiyorum: Melek Ece konuşmaya başlayınca, resim yapmaya, yazı yazmaya, simge ve sembollerin anlamlarını anlamaya başlayınca acaba “iletişimi” de öğrenmiş olacak mı?

                PAMUK PRENSES VE ONA UZATILAN ELMA…

                İletişimden ne kastettiğimi ifade edeyim: İletişim, insanın duygu ve düşüncelerini kodlayarak iletmek istediği kişi ya da kişilere aktarması, bu kişilerin de kendilerine ulaşan kodları algılayıp çözümleyerek karşıdaki kişinin duygu ve düşüncelerini anlaması ve geri bildirimde bulunması şeklinde işleyen bir süreç olarak özetlenebilir.

                Ancak iletişim, asla tek kanallı bir “gönderme” ve “alma” işlemi değildir. İletişim, birinin birine bir elma uzatması, diğerinin de bu elmayı alıp yemesi gibi basit bir işlem gibi görünse de içinde bir çok unsuru barındırır.

                İletişim çok boyutludur. İlk boyutu, “elmayı veren kişi”dir. Hangi maksatla, hangi elmayı seçerek size uzatmaktadır? Uzattığı el ne kadar temizdir? Neden bu elmayı size uzatmaktadır? Neden size uzatmaktadır? Dolayısıyla iletişimin başlatan kişisi, yani kaynağı kimdir sorusu iletişimin ilk boyutunu oluşturur. Pamuk Prenses ve 7 Cüceler masalını hatırlarsanız, orada elmayı uzatan, masum görünümlü bir cadıdır.

                İkinci boyut, uzatılan “elma”dır. Yeşil mi, kırmızı mı, kurtlu mu, çürük mü, olgun mu, sert mi, kumlu mu, bu nasıl bir elma? Dolayısıyla size söylenen söz, nasıl bir söz? Bu sözün içeriği nedir? Kurulan cümle doğru bir cümle midir? Kullanılan sözcükler doğru sözcükler midir? İçinde başka anlamlar barındırmakta mıdır?

                İkinci boyut aslında en az üç katmandan oluşur. Aynen elma gibi: Kabuk, meyve ve çekirdek.

“Bilişsel” boyutta iletinin içeriğine bakılır. Bu, söylenen şeyin nasıl bir yapıda olduğunu tanımlar. Elmayı da ilk gördüğünüzde baktığınız şey kabuğudur.

“Duygusal” boyutta ise söylenen şeyin duygusal anlamı önem kazanır. Örneğin; başka bir örnek verecek olursak, birine birkaç türlü şekilde, farklı vurgu ve ses tonlarıyla “seni seviyorum” diyebilirsiniz. Hepsinin de karşı taraftaki algısı farklı olabilir. Ancak söylediğiniz şey aynıdır.

“Oku da adam ol, baban gibi, eşek olma” sözünü hatırlarsanız, virgülü nereye koyacağınıza, yani nerede nefes alıp duraklayacağınıza bağlı olarak söylediğiniz şeyin anlamı değişir. Ancak söylediğiniz “kelimeler” aynıdır.

“Davranışsal” boyutta ise ağzınızdan bu sözcükler çıkarken ne yaptığınız sorusu akla gelir. Yani jest ve mimikleriniz; yüzünüz, el ve kollarınız, ayaklarınız da söylediğiniz şeyi destekliyor mu? Yoksa bir karşıtlık mı var? Kaşlarınız çatık, yüzünüzde kızgın bir ifadeyle karşınızdaki kişiye “seni seviyorum” dediğinizi düşünün. Sizce söylediklerinizi nasıl algılar?

Dolayısıyla aynen uzattığınız “elma” gibi, karşı tarafa ilettiğiniz mesaj da kabuk, meyve ve çekirdek kısımlarından oluşur. Bunlar bilişsel, duygusal ve davranışsal boyutu ifade eder.

İletişimde sözün yüzde 10’dan daha az, ses tonunun yüzde 30 ve beden dilinin de yüzde 60 oranında etkili olduğu söylenir. Yani aslında önemli olan “ne” söylendiğinden çok, onun “nasıl” söylendiğidir.

“SENİ SEVİYORUM!”

                Üçüncü boyut, bu elmanın size “ne şekilde” sunulduğudur. Eliyle mi uzatıyor, maşayla mı, poşetle mi, dışı şeker kaplanmış vaziyette mi? Dolayısıyla iki kişinin görüşmesinin yüz yüze mi olduğu, telefonla mı olduğu, posta yoluyla mı olduğu; yoksa bir film ya da haber gibi farklı biçimlerde sunulup sunulmadığı da hem iletişimin içeriğini hem de anlamını etkiler. Aynı olayın romanını okumak başka, tiyatrosunu izlemek başka, sinema filmini izlemek başkadır.

                Dördüncü boyut, “iletişim ortamı” olarak tanımlanır. Elmayı size Uludağ’da her yerde bembeyaz karlar, şöminede güzel bir ateş, loş ve hoş bir ortamda mı uzatıyor; yoksa bir markette mi?

Belki de iletişimin en önemli unsuru, hangi ortamda, hangi şartlar altında, nerede, ne zaman, nasıl gerçekleştiğidir. Uludağ’da birine “seni seviyorum” demekle, yolda karşılaştığınızda aynı şeyi söylemek, aynı etkiyi yaratmaz. Dolayısıyla alınacak karşılık ya da yanıt da buna göre değişir.

Bütün bunlar, iletişimin 5N1K’sını oluşturur: Kime, neyi, nerede, nasıl, neden, ne zaman söylediğiniz önemlidir.

                Pamuk Prenses ve 7 Cüceler masalında masum görünümlü cadı, kendisine çorba ikram ettiği için Pamuk Prenses’e “sözde” teşekkür etmek için elmayı uzatır.

                Babasından harçlığı bol almak isteyen, lezzetli akşam yemeğinden sonra izlenecek keyifli filmin başlamasını ve o özel anın gelmesini bekler, gelmesi için ortamı hazırlamaya çalışır.

                Beşinci boyut, sizsiniz. Yani iletişimin “alıcısı”. Siz hangi koşullar altındasınız. İçinizde, aklınızda, bedeninizde, ruh halinizde ne var? Aç mısınız, tok musunuz, kızgın mısınız, keyifli misiniz, üzgün müsünüz, sevinçli mi, uykulu mu, uyanık mı? Hangi şartlar altındasınız? Vaktiniz var mı? Algılarınız açık mı? Ne tür ihtiyaçlar içerisindesiniz? Beklentileriniz neler? Hangi kültürel geçmişten geliyorsunuz? Sizin kültürünüzde size elma uzatılması ne anlama geliyor? Bu elmanın sizin için özel bir anlamı var mı? Karşınızdaki kişi size elmayı uzatırken başka hangi mesajları veriyor? Duyduğunuz kelime ve cümlelerin anlamı nedir? Duygusal boyutta algıladıklarınız, davranışsal boyutta gözlemledikleriniz ne anlama geliyor? Bütün bu mesajları algılayıp yorumlayabilme yeteneğine yeterince sahip misiniz? Anladığınız şey, gerçekten karşınızdakinin anlatmak istediği şey mi? Bunun ötesinde başka şeyleri de algıladınız mı? Bilişsel, duygusal ve davranışsal boyutta aldığınız mesajlar sizde hangi anlamları oluşturuyor?

İyi niyetli Pamuk Prenses’in “kapıyı bizden başka kimseye açma” diyen 7 Cücelerin sözlerini dinlemeyip masum görünümlü cadıyla tanışması ve kendisine uzattığı elmadan bir ısırık alması nasıl yorumlanabilir?

                 “İLETİŞİM” ÖĞRENİLEBİLEN BİR BECERİDİR

                İletişim süreci burada anlattıklarımla bitmez. Bu noktadan sonra, algılayıp yorumladıklarınızı zihninizde değerlendirmeniz, kendi süzgeçlerinizden geçirmeniz, beyninizin kıvrımlarında dolaştırmanız ve verilecek yanıtı hazırlamanız gerekir.

                Örneğin hiç yanıt vermemeyi; yani susmayı tercih edebilirsiniz. Aslında iletişim biliminde bunun da bir “yanıt” olduğunu hatırlatmak isterim. Çünkü susmak ya da karşılık vermemek de bir “anlam” taşır. İletişim karşılıklı olarak anlamların paylaşılmasıdır. Dolayısıyla bir yanıt vermemek de karşı tarafta bir anlam ifade eder ve bir yanıt anlamına gelir.

                İnsanoğlunun en büyük ihtiyacı iletişimdir. Başkalarıyla konuşmasa bile insan, “içsel iletişim” yoluyla kendisiyle konuşur, dertleşir, neşelenir.

                İletişimsizlik mümkün değildir. Ancak iletişimin başarısından, başarısızlığından, etkililiğinden, etkisizliğinden, yeterliliğinden ya da yetersizliğinden söz edilebilir.

                İletişim, bir beceridir ve öğrenilebilir. İnsanoğlunun toplum içindeki varlığı iletişim becerisiyle doğru orantılıdır. Bu beceri ise en başta saygı duymayı, empati kurabilmeyi, etkin dinlemeyi, somut konuşabilmeyi, güvengenlik gösterebilmeyi, saydam davranabilmeyi, “ben dili” ile konuşabilmeyi, beden dilini anlayabilmeyi ve daha nice unsuru içinde barındırır.

 

                DAHA İYİ BİR DÜNYA…

                Şimdi başa dönelim: Melek Ece okula gittiğinde ve varsayalım ki üniversiteyi bitirdiğinde; eğer iletişim fakültesine gitmemişse, yukarıda anlattıklarımın hangisini, nerede öğrenmiş ve iletişim becerilerini nerede, nasıl geliştirmiş olacak?

                Eğitim sisteminin bir yerlerinde yalnızca Melek Ece için değil; tüm çocuklarımız için “iletişim becerileri dersi” verilse, daha mutlu, daha iyi iletişim kurabilen ve daha iyi ilişkilere sahip bireyler yetiştirebilir miyiz?

                İnanıyorum ki, daha iyi bir toplum, daha iyi iletişim kurabilen bireylerden oluşacaktır. Daha iyi bir dünya hayali, daha iyi iletişimle mümkün olacaktır.

Sende Yorumla...
Kalan karakter sayısı : 500
İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR X
Üniversite tercihlerinde sınavsız dönem:  Çin Üniversiteleri
Üniversite tercihlerinde sınavsız dönem: Çin Üniversiteleri
Hangi Liseler Sınavla Öğrenci Alacak
Hangi Liseler Sınavla Öğrenci Alacak